Kentsel dönüşün esasen 2012 yılında 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun ile başlatılan, can ve mal kaybına zarar verebilecek riskli binaların yıkılması ve yerine güvenli ve sağlıklı yaşam alanlarının oluşturulmasını hedef alan bir çalışmadır. Türkiye'nin depremlerde yaşadığı kayıplar ardından medyada ve sosyal medyada sıklıkla söz edilir hale gelmiş olan "Kentsel Dönüşüm" ifadesinin ne kadar uygulandığı ve ne amaçla uygulanmaya çalışıldığı ise bir muamma haline gelmiştir.
Kentsel dönüşümde amaç deprem, sel, su basması, heyelan gibi doğal afet riski taşıyan alanlardaki binaların ya da doğal afet risk alanında olmasa bile ömrünü tamamlamış ve kendi başına risk yaratan bina ve yapıların yıkılmasıdır. Bu tip binalarda oturanların ise yeni ve güvenli konutlarda oturmasını sağlamaktır. Yaşadığınız bina sağlam olsa bile doğal afet riski olan bir bölgede ise yıkılabilir yada doğal afet riski bölgesinde olmasa bile eğer kendisi riskli durumda ise yıkılabilir.
Pek çok ev sahibi evlerinin bulunduğu binaların ve çevresinin kentsel dönüşüme gireceği için, tam olarak ne yaşayacaklarını bilemediklerinden evlerinin yerine yenisinin yapılacağını ve evlerinin değerinin artacağını düşünerek mutlu olurlar. Fakat aslında bir bölgenin kentsel dönüşüme girmesi halinde maliklerin %50'ye yakını mağdur hale gelmektedir. Çoğu zaman gerçek değeri verilmeyen evler, değerinin çok altında maliklerden alınmakta ya da yapılacak yeni binalar için maliklerin her birinden yüklü meblağlarda paralar istenilmektedir. Devletin belli sürelerde kira yapması da söz konusudur. Fakat genellile devlet tarafından ödenen kira bedelleri yeni inşaatlar bitene kadarki kira giderlerini karşılamamakta ve yeni evi için ödeme güçlüğü yaşayan malikler açıkçası evsiz kalmaktadırlar. Bazen bir bölge kentsel dönüşüme girdiğinde ise, imar planlarının yeniden hazırlanması halinde, bina arsalarının yeşil alan yada yol olarak devlet tarafından cüzi ücretler karşılığında alınması söz konusudur.
Kentsel dönüşümün başlangıcı her ne kadar 2012 yılı ve sebebide yaşanan doğal afetlerdeki can ve mal kayıpları olarak görülse de, ne yazıkki geçmişte belediyeler tarafından yetersiz ve plansız şekilde yapılan imar planlarının uygulandığı bölgelerde herhangi bir doğal afet yada riskli bina olmasada sadece çevre ve sosyal alanların düzenlenmesi, ihtiyaç duyulan yolların açılması yada var olanların trafik nedeni ile genişletilmesi gibi ihtiyaçlardan bazı bölgeler belediyeler tarafından kentsel dönüşüm bölgesi olarak belirlenmektedir. Medyada çıkan haberlerde pek çok karşılaştığımız bu durum akla kentsel dönüşümden ziyade rantsal dönüşüm mü yapılıyor sorusunu akla getirmektedir. Bir bölgedeki binaların, yapılan tamamen yıkılması ve bu alanların daha sonrasında toplu konut alanı adı altında devlete yada özel inşaat şirketlerine tahsis edildiği görülmemiş bir durum değildir. Hal böyle olunca ev sahiplerinin elinden alınan evler karşılığını bulamamaktadır. Kentsel dönüşüm bölgelerindeki ev sahiplerine yaşadıkları bölgelerden çok uzak bölgelerde yaşanacak evler gösterilmekte ve çoğu ev sahibi evinin değerinden çok daha az değerde evlere sahip olmaya zorlanmaktadır.
Güncel haliyle bunu Okmeydanı bölgesinde görmek mümkündür. Okmeydanındaki kentsel dönüşüme bölge sakinleri 1997 yılından beri karşı çıkmış ve o zamandan bu yana 2 kez gündeme alınan ve belediyenin uygulamaya çalıştığı kentsel dönüşüm projesini iptal ettirmiştir.